Get Adobe Flash player


Özbekistan...

İpek yolunun merkezine artik gelmistik...


Tiyansan Dağlari ve Biz...


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şeref kardesim cok iyi bir Türkcesi vardi, Taşkent'de bizi yalniz birakmadi. Nurata, Yangıgazgan üç gecemizi burda geçirdik. Özbekistan gerçekten güzel bir yer, tarihin derinliklerinde kaybolup gitmistik. Buhara, Semerkant, Kiva, Taskent, muhtesem sehirler.. Genç olsaydim hayatimin geri kalan sürecini burda yasardim.. Nedenini sormayın, anlatması ve anlaşılması zor bir şey.

Doğal yaşam bu olsa gerek bizler de çocukluğumuz da bu şekilde yaşiyorduk.

Sadece bana poz vermek için gözlerimin içine bakıyordu.

O kokuyu hissetmek gerekir, yoksa sevemezsin, diyorlar ya.  YA SEV YADA ÇEK GİT !!

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

11.04.2011

Sabah kalktığımızda kendimizde tazelik hissettik. Ve kahvaltıya hazırlandık. Rehberimizin yardımcısı, çay sularını ibriklerle ateşe koyup hazırlamıştı bile. Tekrar kilimler yere konup yer sofrasında kahvaltı yaptık. Çok mutluyduk . Hazırlandık ve yola çıktık. Sınıra doğru gidecektik. Özbekistan sınırı yolunda dünyanın en uzun minaresiz camisi vardı. 60 metre uzunluğu olan yolda bunları görerek yolumuza devam ettik. En son gümrüğe 60-70 km kala kötü bir yolda 80-90 km hız ile gitmek zorunda kaldık. Araba off-road yaptı. Altı üstüne geldi. Yolda ne yazı ne de tabela vardı. Allah’tan rehberimiz sayesinde gümrüğe geldik (.NUKUS¨GÜMRÜK KAPISI) 2 saat arabamızı indirdiler. İlaç kutumuzu tek tek incelediler.Sadece sinir hapına el koydular. Çünkü içindeki bir madde yasakmış.Hapları kırmam için elime bir çekiç verdiler. Ama benim haplar dil altı olduğu için ezilmedi. Su döküp hapların eridiğini görünce onlar da biz de rahatladık. Çünkü cezası varmış.Zorlu bir gümrük geçişi oldu. Hepimiz yorulmuştuk. Arabadaki elektronik eşyalara kadar yazdırdılar. Rezalet bir gümrüktü. Çıkar çıkmaz 15 – 20 dk sonra, bir köyden geçerken Özbek bir ailenin bahçesinde kaldık. Adam başı 5 dolar verdik. Bize herhangi bir ikramda bulunmadılar, pek misafirperver değillerdi. Hasta bir çocukları varmış, bize yardım imasında bulundular. Biz de 40 dolar verdik. Ama benim gönlümde bilemediğim bir kırıklık vardı. Sabahleyin orayı terkettik. Hedef Khiva.. Çok güzel antik bir şehirdi, tarihi dokuyu hissetmeye calistik. - LALIOPA www.laliopa.com - güzel bir pansiondu o gece yorgunduk erkenden yatip uyuduk. KHIVA..

12.04.2011

Kaldığımız yer çok güzel bir aile yeriydi. İki oğlu ile iki torunu olan Özbek ailede çok güzel 3 gün geçirdik. İlk günün akşamı restorantta ben özbek pilavı yedim ama orjinal değildi. Fakat çorbaları çok güzeldi.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

13.04.2011

Bugün dinlendik.Akşam için kaldığımız yerde yemek yiyecektik. Bunların meşhur Şaşlık Kebabı, pilav ve salata 12 sum yani 5 dolar gibi bir fiyata denk geliyordu. Akşam güzel bir restoranta gittik. Özbek pilavı yemeyi planlarken malesef umduğumuzu bulamadık. O gün birtakım işlerle uğrastik.

14.04.2011

Yine kahvaltı yaptık. Özbeklerin kültürü çok farklıydı. Sabah kahvaltıda patates püresi, turp ve pilav yeniyordu. Çok enteresan bir kahvaltı şekliydi. Bize göre değildi. Biraz reçel vb. istedik ve kahvaltıyı kendimizden de birşeyler katarak zenginleştirdik.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

15.04.2011

Kihva’da son günümüzdü. İki oğlu, gelini, yardımcıları, anneleri, babaları herkes birlikte yaşıyordu. Onlarla çok iyi anlaştık. Çok sempatik ve sıcakkanlı insanlardı. Ertesi gün Buhara’ya gidecektik. Çok zorlu bir yolumuz vardı. Yollar çok kötüydü. Erken kalkmamız gerekiyordu.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

16.04.2011

Sabah 6.00’da kalktık. Çabucak hazırlanıp yola koyulduk. Yol gerçekten inanılmaz kötüydü. Off-road yapıyorduk sanki. Arada dinlenerek, toz bulutlarının arasından yolumuza devam ediyorduk. Böyle kötü bir yolda içimiz dışımıza çıkmıştı. Buharaya yaklaştığımızda bir benzinciden benzin almak istedik fakat oradaki pompa bizim depomuzla uyumlu değildi. Adamlar önce bidona sonra ordan huniyle arabaya benzin koymaya çalıştılar. İnanılmaz bir şekilde benzin almış olduk. Kalacağımız yere ise taksi tutup gittik. Çok yorgunduk.

17.04.2011

Sabah kendi hazırladığımız bir kahvaltıyla güne başladık. Kaldığımız yerde kahvaltı 25 dolardı. Biz de kendimiz hazırladık. Arabada her imkanımız vardı. Buhara eski yapılarla dolu bir şehirdi. Çok güzel bir yerdi. Akşama kadar gezip yorulduk. Akşam kaldığımız yere yakın bir restoranta gidip yemek yedik. Onlarla Türkçe anlaşmamıza rağmen bize turist kazığı attılar. Ne yazık ki 1 limonu 1 dolara verdiler. Neyse odamıza döndük.

18.04.2011

İyi bir uykudan sonra kahvaltımızı yaptık. Sonra kaldığımız yeri işleten kişinin teklifi üzerine taksiye binip oraya yakın bir köye gittik. Gittiğimiz yer çok kutsal ve hacı olmadan muhakkak ziyaret edilen bir yermiş. Bakımlı ve büyükçe meyve bahçeleri o kadar güzeldi ki. Süleyman Demirel’in daha önce buraya 3 bin dolar yardım yaptığını söylediler. Hatta müzede resmi bile vardı. Ertesi gün yola çıkacaktık. Köy ziyaretinden dönüşte bir restorantta güzel bir yemek yedik. O gece rahat bir uykudan sonra sabah erkenden kalktık. Hızlıca bir kahvaltı yaptık. Onlarla vedalaştık.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

19.04.2011

Dağlık bir bölge olan Nurata ve Yangıkazgan’a gidecektik. Amerikalılar burada turizm projesi başlatmışlar. Diğer adıyla eski yurt adını verdikleri çadırlarda yaşam şeklini gösterme ve yaşatma projesi. Biz de bunu duyunca, turistlere yönelik nefis bir yer olabileceği düşündük. Nurata’ya gelmeden önce bize oranın tandır kebabını önermişlerdi. Biz de orada birilerine sorup bu öneriyi dikkate aldık ve basit bir restorantta çok ucuz fakat bir o kadar da nefis kuzu tandır yedik. Ordan sonra yolumuza devam ettik. 60 km daha içeri yol gitmemiz gerekiyordu. Ordan da kamplara geçecektik. Bu arada, yollarda levha falan yoktu. Onun yerine bir araba lastiği üzerine çizilmiş, yön belirten ok işaretleri vardı. Zaten buraya pek gelen olmuyormuş. Genelde gelenler de rehber ile gelirlermiş. Büyük çadırların kurulu olduğu toprak bir yoldan geçerek kalacağımız yere geldik. Toprak yolu geçmemiz için 2 delikanlı bize yardım etmişti. Biri İngiliz, diğeri Rus’du. Neyse gece çok soğuktu. Üstümüzü bile çıkartmaya üşendik. Allah’tan arabadan uyku tulumlarını indirmiştik. Onların içine girip uyuduk. İn cin yoktu etrafta. Kampta daha çok Fransızlar mevcuttu. Sabah kalktığımızda hava biraz bulutluydu.

20.04.2011

Kahvaltımızı yaptık. Güneş açmıştı. Masamızı ve sandalyelerimizi çadırın önüne kurmuştuk. O ara ben biraz Rusça çalıştım. Çünkü Kazakistan’da Rusça ve Kazakça konuşuluyordu. Rusça muhakkak birkaç kelime bilmem gerekiyordu. Öğlen tekrar Fransız grup yemeğe geldi ve sonra develere bindiler. Öğleden sonra ise o 20 kişilik grup gitti. Akşam 17 kişilik başka bir Fransız grup geldi. Biz ertesi gün Semerkand’a gidecektik. Kampta Fransız bir karı kocayla tanışmıştık. Semerkand’a giderken onlarla gidecektik. O akşam yemek çok güzeldi. Gece ateş yakıldı, müzik çalındı. Fransızlar şarkılar söylediler. Sonra herkes çadırına çekildi.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

21.04.2011

Kahvaltıdan sonra yola çıktık. Yol boyunca Nurata’nın dağlarını izledik. İki araba halinde Semerkand’a geldik. Yollar çok ama çok kötüydü. Bayağı bir zorluk çektik. En azından istikamet kestirmeden Özbek şoförün kullandığı arabayı takip etmemiz işimizi kolaylaştırmıştı. Semerkand’da bir otele yerleşmiştik. Fransız karı koca da bizimle aynı otele yerleştiler. Duşumuzu aldıktan sonra yatıp uyuduk. Çok yorgunduk.

22.04.2011

Sabah kahvaltıdan sonra Reginston meydanına gittik. Orada bir restoranta girip tekrar yemek yedik. Daha sonra çıkıp biraz daha gezdik. Reginston meydanında bir gençle tanıştık. Bizi ertesi gün 12’de pilav yemeğe davet etti. Biz de kabul ettik ve otele döndük.

23.04.2011

Sabah tekrar çıktık. Bir taksiye atlayıp Timurleng’in annesinin müze ve sarayına gittik. Bibi Hatun çok nefisti. Kelimeler yetmez. Nasıl bir mozaik kullanmışlar, teknikleri, yapıları muazzam bir sanat eseriydi. Sonra tekrar Reginstona geldik. Bizim çocuk bizi başka biri ile pilavcıya yolladı. Ve nefis , etli, havuçlu, nohutlu, üzümlü, baharatlı güzel bir pilav yedik. Sonra Reginston’un 3 tane palasını gezdik. İçlerinde ufak dükkanların olduğu 3 tane palas. Büyük kubbeleri mavi, her yer mozaikti. Akşam olmuştu. İçerisini gezmek çok vakit alıyordu. Oturma yerlerinde insanlar dinlenip, tekrar geziyorlardı. Ve sonra biz tekrar otele döndük. Otelin güzel bir avlusu vardı. Orada dinlenip çay içtik.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

24.04.2011

Sabah kalktık. Oranın meşhur olan pazarına gittik. Çok büyüktü. Fakat doğu havası vardı. Çok basit ve geri kalmış ya da yeni gelişmede olan bir ülkenin ürünleri vardı. Ne ararsan, çekirdekten tut, elbiseye kadar. Saymakla bitmez. Sonra biz geri gelip biraz dinlendik. Daha önce tanıştığımız Hoca İsmail adında bir bey bizi yeni SEMERKANT'a  götürecekti. Saat 16.00'da geldi ve önce onun evine gittik. Çok varlıklı bir bey idi. Evinde bize dondurma ve çay ikram etti. Bizimle oğlunu ve gelinini tanıştırdı. Tatlı insanlardı. Hanımı ise sadece Rusça biliyordu. Onunla da az çok anlaşabildik. Sonra ordan çıktık ve bizi YENİ KURULAN SEMERKANT'A götürdüler. Bizi orada gezdirdiler. Bütün binalar yeniydi. Fakat caddenin içlerine doğru yine eski binalar görülebiliyordu. Sadece ana cadde yeni bir dünya gibiydi. Sonra tekrar otelimize geldik.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

25.04.2011

Sabah kalktığımızda Seçim biraz grip gibiydi. O gün bir yere gitmek istemedi. Asprin ve limonla idare etti, dinlendi. Akşam güzel bir restoranta gittik. Yemek yedik. Turistlerin de gittiği bir yerdi. Ertesi gün yani Salı günü Taşkent’e gitmeyi hedefliyorduk.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

26.04.2011

Saat 9.15’de yola çıktık. Daha önceden bir dostumuz rezervasyon yapmış. - Hotel SHODLIK PALACE www.shodlik.uz +998(71)1207292 - güzel bir oteldi  çok sevmiştik. Arkadaşımız otel ücretini bize tur fiyatıyla kapatmıştı. O akşam arkadaşımız bizi yemeğe taksiyle götürdü. Bize hiç hesap ödetmedi ve tekrar taksiyle otele yolladı. Bize bir kuruş bile harcatmadı, doğrusu şaşırmıştık. Böyle bir dosta kısa zamanda rastlamak şans eseriydi. Çok seviyeli, misafiri baş üstünde gören bir kardeşimizdi. Neyse, otele döndük. Seçim’in halen gribi sürüyordu. Bu da bizi otelde bir gün bağlayacaktı.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

27.04.2011

Otelde kahvaltı ettik. Seçim yatıyordu. Ben de kitapları karıştırıp nereleri gezeriz diye bakıyordum. O gün fazla birşey yapmadık. Akşamüstü Seçim çok sıkılmıştı. Hasta olmasına rağmen dışarı çıkıp biraz yürüdük. Buranın eski şehri ve en eski pazarı, onların dili ile çarşupazara gelmiştik. Çok büyük bir yerdi. Çok güzel bir tiyatro binasından geçerek pazarda oturduk. Sonra ben birşeyler aldım. Sebze, meyve vb. taksi ile tekrar otele geri döndük.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

28.04.2011

Özbek Cihangir’in Türkçe'yi iyi konuşan bir arkadaşı geldi. Adı Şeref'ti. Taksiye 30 dolar ona da 20 dolar verip bütün gün nefis bir gezi yaptık. Akşam geldiğimizde çok yorgunduk. Öğlen de Özbek pilavı yemiştik. Karnımız çok acıkmamıştı. Dinlenip, yattık.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

29.04.2011

Bu gün yalnızdık. Biraz dışarı çıkıp gezinmeye karar verdik. Otelin alt caddesine doğru arabayla birlikte şehrin düz istikametinde kullanıp ufak bir gezi yaptık. Arabayı bir restorantın önüne park ettik. Ve tekrar yaya olarak dolaştık. İstanbul Resturant yazan bir yere girdim, tuvalet arıyordum. Ve Türkçe konuşan bir bey vardı. Seçim hemen konuşmaya başladı ve o beyle arkadaş olduk. Kendi işlettiği yere bizi davet etti. Birbirimize telefonlarımızı verdik. Sonra tekrar otele geri döndük. Bize şehri gezdiren çocuk bizi Tiyanşan dağlarına götürecekti. Sabah gelmesini söyledik.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

30.04.2011

Sabah çocuk 08.30’da geldi. Bizi oraya götürdü. Nefis biryerdi. Karlıydı fakat bir o kadar da sıcaktı. Kuzu eti aldık ve ben onu bir güzel döküm tencerede pişirdim. Fakat geri dönerken yolda tatsız bir olay yaşadık. Yanlışlıkla cumhurbaşkanı’nın konağının olduğu sokağa girmişiz. Tam dönüyorduk ki kapıdaki polis bizi durdurdu. Ve yarım saatten fazla gereksiz sorular sordu. Yazdı, çizdi, rüşvet bekliyordu. Yanımızda Özbekli bir rehber olmasına rağmen direkt istemedi. Çocuk bir odaya girdi ve polis ondan 20 dolar istemiş. Neyse moralimiz bozulmuştu. Belli süre sonra yola devam ettik. Tabi ben rehbere parayı verdim çünkü biz de beraberdik. Sadece girilmez işaretini görmemiştik. Sonra tabi acısını çıkarttık. Nefis bir doğa ortamına gelmiştik. Dağcıların kamp yaptığı, piknik yapan insanlarla dolu bir yerdi. Orada nefis bir gün geçirdikten sonra otele döndük.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

01.05.2011

Arkadaşlarla buluşacaktık. Timur Amir meydanına biz 11.30 gibi gittik. Arkadaşlarla buluştuk. Öğlen yemeğimizi yedik. Sonra arkadaşlardan ayrıldık. Onlar da hazırlık yapacaklardı. Akşam otelden Türk bir ustayla tanışmıştık. Onun yerine taksiyle gittik. O da hanımıyla birlikte geldi. Bize üstü fıstıklı ve dondurmalı bir tatlı ısmarladı. Ondan sonra onların evine gittik. Çay içtik. Çok candan, cana yakın, efendi ve son derece sıcak bir insandı . Daha sonra bizi otele bıraktı.