Get Adobe Flash player


Rusya...

Sınırları içinde yüz civarında milliyete mensup topluluklar bulunan bir devlet. Kuzeyinde Kuzey Kutup Denizi, doğusunda Pasifik Okyanusu, batısında Estonya, Litvanya, Beyaz Rusya, Letonya, Ukranya, Moldovya, Baltık Denizi, güneyinde Kazakistan, Moğolistan, Çin, Gürcistan, Azerbeycan, Hazar Denizi, Kuzey Kore, Karadeniz yer alır. Toprak bakımından Dünya ülkeleri arasında birinci, nüfus bakımından ise beşinci sıradadır. Para birimi RUBLE, resmi dili Rusça, dini Hristiyanlık'tır.

Rusya Federasyonu, toprak bakımından dünyanın en büyük ülkesidir. Yaklaşık 17.075.000 km2'lik bir yüz ölçümüne sahiptir. Ülkede 14 boylam dilimi vardir. Avrupa topraklarında saat yirmi dört iken Bering Boğazın'da saat öğlenden önce onbir'dir. Dünyanin en büyük ülkesi olmasına rağmen topraklarının %75'i boştur. Daha çok ormanlık ve yeşil ovalık bir ülkedir. Batı ve güneybatı bölgelerde ovalardan başka ayrıca bataklıklar ve çöller de mevcuttur. İklimi umumi olarak kışları aşırı soğuk ve yazları sıcak ve kurak geçen kara iklimidir. Fakat geniş toprakların hepsinde aynı iklim görülmez. Bu bakımdan Rusya dört iklim bölgesine ayrilabilir. Kuzeyden güneye doğru soğuk - Tundra, nemli ormanlık (Tayga) , sıcak ve çöl iklim kuşaklarıdır.

18.05.2011

Sabah erken kalktık. Çünkü Kazakistan’dan çıkacaktık. Rusya’ya girecektik. 50-60 km yolumuz kalmıştı. Belki daha da azdı. Kahvaltıdan sonra yola koyulduk. Kapıya gittiğimizde bir evrağımız eksik olduğu için bizi almadılar. Rusya sınırında beklemeye koyulduk. İki saat sonra haber geldi. Evrakları fax ile yollamışlar. Rusya'ya girmiştik.  Barnebu şehrine geçtik. O gün orada bir otelde kalmamız gerekiyordu. Çünkü orada da bir kayıt bürosu vardı sadece 1 gece kalmamız yeterliydi. Ve öyle yaptık.

19.05.2011

Oteldeydik.

20.05.2011

Otelden ayrıldık ve yoldaki bir ormanda kamp yaptık. Yemeğimizi ve kendi ihtiyaçlarımızı arabadan karşılıyorduk.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

21.05.2011

Yola devam ettik. Bir Rusya’da arkadaşımızın tanıdığı varmış. Onun evine gitmek istiyorduk. Daha binlerce kilometre vardı. İki tarafı da orman olan yollarda bazen akarsu ve nehirlerden geçiyorduk. Rusya gerçekten çok güzel ve büyüktü. Güneydoğu ve batısından, sibiryanın güneyine doğru geliyorduk.

22.05.2011

Sabah ormandan ayrıldık.

23.05.2011

Rus bir ailenin evine misafir olduk. Evin hanımı çok tatlı biriydi. Bizi yedirip içirdi. Olağanüstü misafirperverdi. Biz arabamızda yattık, 2 kişi de onun evinde kaldı. Evi küçüktü. Arabalarımızı da evin bahçesine park etmiştik. Öğleden sonra 14.00'de yola çıktık. Akşama kadar 500 km yol gittik. Akşam saat 22.00'de hava daha da kararmıştı. Motor ile gelen arkadaşımız çok yorulmuştu. Motorla 500 km yol gitmek kolay değildi. Ve ilk gördüğümüz bir motelde durduk. İki İsviçreli motelde kalmak istemiyordu. Biz de yolculuk yapan arkadaşlara uyduk ve motelde kaldık. Diğer iki arkadaşta minibüste uyudular. Sabah yine yola ciktik.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

25.05.2011

Şartlar daha da zorlaşmıştı. Hızla yola devam ettik. Ara sıra arkadaşların sesleri telsizden gidip geliyordu. Neyse ben zor da olsa Rus alfabesini çözmüştüm. 400 km kadar yol gittik ama onlar motorla bu kadar gidemezler diye düşündük. Ve güzel bir orman tesisi bulduk. Restorant ve tahtadan yerler vardı. Arabamızı içeri soktuk. Gece orada kalacaktık. Akşam yemeğini restorantta yedik.

26.05.2011

Sabah yola çıktık. Irkurst'a gidecektik. Az kalmıştı. Şehre girdik. Öğleden sonra yola devam ettik. Şehirden çıkmak hiç kolay olmadı. Çok zorlandık. Rusya’da bütün yollar şehrin içine giriyor sonra istikameti bulmanız kolay olmuyor. Sonunda çıktık. Baykal Gölüne doğru yol almaya başladık. 80 km sonra manzarası harika bir restaurant gördük. Bir çay molası verdik. Çok güzel bir yerdi. Fakat karanlık çökmeden kalacak yer bulmamız gerekiyordu. Ama oranın güzelliğine dayanamadık bir çay daha içtik ve bol bol resimler çektik. Otururken biri geldi ve bizden ateş istedi. Seçim ateşi uzattı ve o ara bize Rusça nerden geldiğimizi sordu. Biz Türk'üz deyince o da Azeri Türk'ü olduğunu söyledi ve Türkçe konuşmaya başladık. Bu tesadüf bizim için çok iyi olmuştu. Bu kişiden Türkçe konuşarak bilgi alabilecektik. Çok mutlu olduk. Çok iyi niyetli bir insandı. Bizi evine davet etti. Baykal gölünün bu taraflarında güzel kalıcak yer olmadığını söyledi. Bize daha sonra güzel yerleri tarif edeceğini söyledi ve Ulan Ude’ye kadar onun arkasına takılarak gelmemizi teklif etti. Bu teklif hoşumuza gitmişti. Neyse biz Rüstem adındaki o beyi takip ederek Ulan Ude’ye gece saat 01.00’de geldik. Adamın arabası minibüs olduğu için ve tepesinde yük bulunduğu için yavaş gidiyordu. Tabi yollar da bozuktu. Bizi gece dayısının restorantına götürdü. Arabayı sağlam bir yere koymamız gerektiğini söyledi. Doğruydu , Rusya’da başımıza gelebilecek pek çok şey vardı. Neyse sonra eve gittik. Arabadan birkaç eşya aldık ve eve çıktık. Ev çok eski bir evdi. Evin içindeki heryer dökülüyordu. Sonradan farkettik kendi yatağını bize vermişti. Çok ama çok misafirperverdi. Bize gece bile atıştırmamız için kahvaltılık hazırladı.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

27.05.2011

Sabah kahvaltı yaptık. O gün biraz evde dinlendik. Akşamüstü yine Rüstem’in dayısının restorantında birşeyler yedik. Akşama tekrar burada yemek yiyebiliceğimizi söyledi. Sonra o işe gitti biz de restorantta oturduk. Dayısı ve oğlu geldi muhabbet ettik. İki dayısı varmış. Biri politik biriymiş. Ulan Ude’nin bakanlarıyla birlikte hareket ediyormuş. Neyse restaurant çok uçsuz bucaksız bir yerdi. Bayağı büyüktü. Dans eden, yemek yiyen Ruslarla doluydu. Ve pahalı bir restauranttı. Çalışanların neredeyse hepsi Türkçe konuşabiliyorlardı. O gece de Rüstem’in evinde kalacaktık. Yemeğimizi restorantta yedik ve tekrar eve geldik.

28.05.2011

Bugün saat 10.00'da bizi bir Rus köyüne kendi ahbaplarının yanına götürecekti ve oradan TAYGA ormanlarına kamyonetle gidip bir gece kalacaktık. Sabah yola çıktık. Karısı ve kızı gelmedi çünkü bizim arabada yer yoktu. Buzdolabını çıkartıp restoranta emanet ettik. Ve ben oraya oturmaya çalıştık. Öylece gittik. 50-60 km kadar gidecektik. Köye geldiğimizle çok güzel bir Rus ailesiyle karşılaştık. Bize hemen kahvaltılar, çaylar hazırladılar. Bir de Rüstem bizim için kuzu kesti. Orada adetmiş, misafir gelince kuzu kesilirmiş. Oradan TAYGA ormanlarına doğru yola çıktık. Rüstem sizin arabaya oraya girmez dedi fakat Seçim girer deyince yola çıktık. Çok zorlu yollardı. Adeta off road gibiydi. Heyecan doruktaydı. Su geçişleri vardı, dere yataklarından gidiyorduk. Meydanlık bir yere geldik. Fakat oralarda ayı ve kurt olabileceğini söylediler. Ateş yakıldı. Eti ızgara yaptık ve yedik. Bu ateşin sabaha kadar yanması gerekiyordu. Çünkü ayı gelebilirdi. Sibirya ayıları çok iriymiş. Sadece bir insan parmağı kadar tırnakları oluyormuş. Neyse Seçim pek uyumadı. Nöbet tuttu. Ben ise hiç uyuyamadım. Kötü bir denemeydi. Rusya’da tuvaletlerde bile çoğunda sabun yoktu. El yıkama alışkanlıklarının çok olduğu söylenemez. Hiç hijyenik değildi. Ama bu köylülerin evinde Allah’tan sabun vardı. Biraz dağınık bir yerdi ama tipik bir köydü.

29.05.2011

Sabah kalktık. Seçim hava aydınlanırken belki 1-1.30 saat uyudu. Ateş yanmaya devam ediyordu. Ciğerleri yine pişirdiler. Biz de çay yaptık ve yedik. Sonra döndük. Çok yorgun geçen bir yoldu. Dönerken bir aksiliktir ki bir de çamura battık 20 dakika çıkmaya uğraştık. Sonunda eve ulaştık, ben biraz arabada uyudum. Evde bizi güzel ekmekler, yumurta, çay, bal gibi güzel yiyecekler bekliyordu. Biz de bir güzel  yedik. Bir süre sonra eve döndük. Rüstem’in karısı ve kızı da gelmişti. İkisi öne sıkıştılar, ben buzdolabı yerine bindim. Seçim uykusuzluktan arabayı zor kullandı ve eve gelince kendini yatağa zor attı. Ben çamaşırlarımızı yıkadım. Banyo yaptım ve yattım. Bizim arabayı restorantın parkına götürmek gerekti. Rüstem’in evinin oralar tehlikeliydi. 19.00-20.00 arası arabayı götürdük. Geriye yürüyerek geldik.

30.05.2011

Sabah kalkıp Moğolistan Konsolosluğu’na gittik. Konsolosla görüşüp mongoli hakkinda bilgi aldik. Ulan Ude'de dört günümüz geçmişti, güzel bir şehirdi 7-8 bin arası Türk'ün yaşadığını oraya gittiğimde öğrenmiştim. Türklerin her boyundan  insanlar yaşıyordu bizimle bayağı ilgilendiler. Bir sabah kahvaltıdan sonra Baykal Gölü'ne gitmeye karar verdik. Baykal'ın  kuzey doğusuna doğru yola çıktık. 180 km sonra Maxsimile diye bir köy geldi önümüze nefis bir yerdi turizm sezonu açılmamasına rağmen tahtadan güzel bir otel bulduk o gece orda konakladık sonraki gün ise baykal gölünün derinliklerinde ormanda kamp yaptık. Ateş yakıp çay demleyip Sibirya'nın ilkbaharının tadını çıkartmaya çalıştık. Farklı bir duygu düşüncelerimize yansımıştı gerçekten haz alıyorduk zor ve meşakkatli bir yoldu ama oralara kadar geldikten sonra insanın duyguları düşünceleri geçmiş zaman dilimini hatırlatmaya yetmisti. Daha sonra Ulan Ude’ye gelip bir gece kaldık.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12.07.2011

Rusya'ya Geri Dönüş...

Sabah Rusya sınırına doğru yola çıktık. Yol çok kalabalıktır diye tedirgindik fakat yabancıyız diye bize sürekli yol verdiler, bayağı önde geldik. Arabanın triptiğini yaptırdım. Allah’dan kağıtlar tamamdı. Bir kadın memur da yardım etti. Sonra Rusya tarafında Tataristanlı bir çocuğa denk geldik. Çok güzel Türkçe konuşuyordu. O da bize orada yardım etti. Arabayı falan aramadılar ve biz güzel ve rahatça Rusya’ya girdik. O gece Ulan Ude’ye otele gittik. Daha önce kaldığımız bir oteldi. Ulan Ude’de Rüstem’in dayısının restaurantının parkına koyduk. Orada iki gece kaldık. Restorantta yemek yedik, nefis yemekler yapıyorlardı.

Pazar günüydü. Tekrar otelde kayıt işlemleri yaptırdık. Sonra yola çıktık. Hedefimizde geri dönüş vardı ama Baykal’da yine üç beş gün kalmayı düşünüyorduk. Bir kahvede mola verdik. Birşeyler yedik. Yan masada oturanlar pek Rus’a benzemiyorlardı. Yaşlı bir teyzeydi. Meğerse Kırgız Türklerindenmişler. Biraz Türkçe konuştuk, tabi çok mutlu olduk. Bize Baykal’da çok güzel bir sahil olduğunu söyledi. Onu takip ettik. Zaten öyle bir yer arıyorduk. Çünkü Rusya’da her yerde kalamazsın. Tehlikeli ve riskli. Ve sonunda oraya vardık. Çok nefis bir sahildi, arabayı çektik. Ama soğuktu, geceleri bilhassa tabi dört gün orda kaldik, gercekten güzel gecti Baykal çok temiz bir göldü.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sabahında Baykal’dan Krasnoyask tarafına doğru yola çıktık. İrkust'a uğramadan çevre yolundan Krasnoyarsk'da. Onu bulduk ve küçük bir bahçe gibiydi. Yan tarafta motel falan da vardı ama biz arabada kalmayı tercih ettik. Yemeğimizi yaptık, biraz oturduk.

13.07.2011

Yola koyulduk ama bir noktaya kadar. Sonra daha değişik istikametlere gidecektik. Kemerovo’a o gün vardık. Yine kendimize kalma yer aradık. Hep garanti arıyorduk. 24 saat açık kahveler vardı. Biz sessiz bir köşe bulup soruyorduk kalabilr miyiz diye.

14.07.2011

Sabah Omsk’a devam ettik. Omsk bitmeden gecelemeye karar verdik. Sabahları bir ormanda durup kahvaltı ettik. Kafamıza göre öğlen de bazen birşeyler atıştırıp, akşamları yemek yapıyorduk. Omsk’da yine bir motel, kafe gibi bir binanın arkasında yer bulduk. Ama tabi sivrisinek kaynıyordu ne yazık ki her yer. Rusya’ya ilaç bile fayda etmiyordu.

15.07.2011

Yola yine devam ediyorduk. Hedefte İşim Nehri, Kurgan Celebiski vardı. Biraz zorlu bir yol olacaktı. Celebiski’ye gidiş yolu Kazakistan’dan geçiyordu. Fakat kimse sınır geçmek istemiyordu. İşim, Kurgan yolu Kazakistan’a girmeden Celebiski’ye çıkartıyordu. Biz de öyle yaptık. Bazen yol üstündeki köylere uğrayıp taze yumurta alıyorduk. Daha güzel oluyordu. Domates, salatalık, kaşar peyniri, yumurta, ekmek hep yanımızda bulunuyordu. Yani hiçbirşeyimiz eksik değildi.

16.07.2011

Celebiski civarında gece güzel bir yerde kaldık. Deliksiz bir uykuyla uyumuşuz ki sorma gitsin.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

17.07.2011

Sabah yola çıktık. Ufo’ya ordan da Samara’ya gidecektik. Mümkün oldukça yol gidiyorduk. Yolda üç tane Türk tırına rast geldik. Seçim hemen onların yanına çekti. Türkçe konuşmayı çok özlemişti. Onlardan bayağı bir haber aldık. Türkiye’de yine terörün arttığını, 10 askerin şehit olduğunu, İstanbul’da da Türk Kürt karışıklıklığından olay çıktığını.. Hep beraber  çay içip, sohbet ettik. Sonra teşekkür edip onlardan ayrıldık. Şoförlerden biri burdaki Rus kadınlarının bir erkek bulduğu zaman onu iyi beslediklerini ve kendileri çalışıp ona baktıklarını söyledi. Yani erkeklerin çok kıymetli olduğunu söyledi. Yeter ki birtane bulup, kendine ait olsunmuş. Neyse Ufo’ya vardık. Allah’dan şehre girmiyorduk, çevre yolundan Samara istikametine devam ettik ve kalmak için yer bakmaya başladık. Güzel bir motelin yanında köy evleri vardı. Ve yine motelin önünde geniş bir alan vardı tırcılar için. Biz köy tarafındaki yere doğru gittik. Arabamızı oraya park ettik. Ve orada kalmaya karar verdik. Gürültüden uzak hoş bir yerdi. Yine ocağımızı yaktık çayımızı, yemeğimizi yaptık.

18.07.2011

Sabah erken kalktık ve güneş daha doğmadan kahvaltımızı yaptık. Sonra Samara’ya doğru yola koyulduk. Oradaki doğa parkına gitmek istiyorduk. Çok güzel bir yer olduğunu duymuştuk. Akşama doğru yerini sora sora bulduk. Orası orman işletmesi gibi bir yerdi. Büyük bir bahçesi vardı. Orayla görüşüp bahçede kalmak istediğimizi çok yorgun olduğumuzu söyledik. Onlar da kabul ettiler. Akşam ama hava hala güneşliydi. Çünkü Rusya’da günler uzun geceler kısaymış. Hele Sibirya tarafı hiç kararmıyor sanki. Arkamız ormandı, yanımızda bahçeli evler vardı. İleride ise kapıda nöbet tutan kadının kulübesi vardı. Nefis bir akşam yemeği yedik. Sonra orada su da olduğunu farkettik ve kovayla su taşıyıp  duş aldık. Çok rahatlamıştık. O gece bebek gibi uyuduk.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

19.07.2011

Sabah kahvaltımızı çok güzel bir şekilde yaptık. Ve oranın müdürü bize biraz beklememizi söyledi, çünkü büroya bilgi verecek kişiler gelecekti. Neyse 10.00 gibi geldiler ve bize nerdeye gitmek istediğimizi sordular. Bir bayan, bir erkek gelmişti. Biraz ingilizce biliyorlardı. Ben en yakın nehir kıyısını sordum ve kız bana Volga Nehri’ni izah etti. Çok yakınmış zaten. Jiguli diye bir yer. 30-40 dakikalık bir yermiş. Önümüz Volga Nehri, arkamız orman, nehrin karşı yakası da orman. Nefis bir yerdi. İnsanın başka bir yere gidesi gelmiyordu. O gece orada kaldık.

20.07.2011

Sabah yine taze yumurtayla bir kahvaltı yaptık. Bekçinin olduğu yerde bir de katoliklerin kampı varmış. Bir kaldın geldi, birazcık almanca konuşuyordu. 67 yaşında sarışındı, annesi tatarmış. Bana bir tek o ilgi gösterdi ve arkadaşım diye hitap etmeye başladı.

21.07.2011

Herşey çok güzeldi. Bir ara çamaşır yıkadık. Erkenden nehir kenarında meşhur kırmızı kovamızla banyo yaptık. Kimse yoktu, sanki nehir bize aitti. O gün tekrar o kadın yanımıza geldi. Birbirlerine anlattıkları için kamptaki insanlar bizi yeni yeni tanımaya başlamışlardı. Herkes bize selam veriyordu.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

22.07.2011

Yine güzel bir gün. Suyun rengi yemyeşildi. Sanki bütün doğanın polenleri suya karışmıştı. Ormanın içinde kamp yapanların kendi aşçıları ve sahne konuşmacıları varmış. Sonra beni de oraya davet ettiler. Onlar ayin tarzı bir konuşma yapıyorlardı. Dini müzik ve şarkılar, orkestra eşliğinde söylendi. Bir saatten fazla orada kaldım. Bir de bana Rusça Tevrat hediye ettiler. Sahneye çağırıp herkesin önünde, İstanbul’dan misafirimiz var deyip tanıttılar. O Rus yaşlı kadının adı Lübena’ydı. Hep onun yanında oturdum. Zaten beni almaya da  o gelmişti. Bunların hiçbiri alkol içmiyorlardı ve domuz eti yemiyorlardı. Koyu katoliklerdi. Bu gün de böyle geçti. Bize uğrayan o bey, yine ben yokken uğrayıp bize yumurta getirmiş. Ben de çikolatalı bisküviyi eriterek kek yapmıştım, adama ondan verdim.

23.07.2011

Bu gün biraz ilerimize bir Rus ailesi geldi. İyi bir komşulardı. Bize domates, salatalık, balık, şeftali, kurabiye taşıdılar. Bir insan bu kadar mı bonkör olur. Keyfimiz bu gün yerindeydi.

24.07.2011

Beni balık çorbası içmeye davet ettiler. Bugün gideceklerdi. Güzel bir çorbaydı. Bir gün önce de ızgaraya çağırmışlardı. Seçim gitmedi. Bana da ızgaradan kalan balıktan verdiler, nefisti. Akşamüstü komşular gitmişti. Bir gün önce de gençler vardı. Onlar da tavuk ızgara getirmişlerdi. Yemekten yana şanslıydık. İnsanlar turiste değer veriyordu ve seviyorlardı. Ama hepsi değil. Bu gün son günümüzdü, devamlı sahilde yüzüp geliyorduk. Hafta sonu olduğu için birçok çadır vardı. Sahil insan doluydu. Arabamıza hayretler içinde bakıyorlardı. Günlerden pazardı. Pazartesi ise Volga Nehri boyunca Saratov ve Volgorat’a gidecektik. O gece hoşçakal demek için ben katoliklerin kampına gittim. Sonra beni yine sahneye çıkarttılar ve hepsine hoşçakalın dedin. Nijeryalı bir çocukta ingilizce söylediklerimi Rusça'ya çevirip söyledi. Bana altın suyuna batırılmış yaka iğnesi ve Rusça İncil hediye ettiler. Ben ne diyeceğimi şaşırmıştım. Bir süre onların dini müziklerini dinledim. Sonra arabanın yanına geldim ve o geceyi de orada geçirdik.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

25.07.2011

Sabah kalktık ve Volga Nehrine girdik. Deniz gibiydi, çok büyüktü. Güzel bir kahvaltıdan sonra giyindik ve ıslak mayolarımızı kuruttuk. Sonra yola çıktık ve Saratov’a geçtik. Ve yine yolda güzel bir tır parkında geceledik. Bu arada sabah kahvaltı yapmak için güzel yerler bakıyorduk. Eğer kaldığımız yer güzelse orada yapıyorduk. Yoksa yolda biryer bulup orada durup kahvaltımızı zevklice yapıyorduk.

26.07.2011

Sabah Volvograd’ı da geçmeyi düşünüyorduk. Izgara yapmak için güzel bir yer bulduk. Tabi bayağı yol gitmiştik. Bu gün de erken durup biraz dinlenelim dedik. Orada bakülü biri ile tanıştık. Azeri Türkleri’ndenmiş. Bizle Türkçe konuştu. Seçim yolun kenarında bir Türk tırı gördü ve onunla konuşmaya gitti. Daha sonra Bakülü adam da yanımıza geldi. Adam’ın Moskova’da daha önce restorantı, evi, işyerleri varmış fakat iki Rus polisini öldürünce herşeyini satmış ve devlet Moskova’yı terk etmesini söylemiş. O da küçük bir ilçeye gelmiş. Yine bir iş yeri kurmuş. İşi bilen biri olduğu için, rahatça bizle sohbet etti ve bizim işimize yarayabilicek türden bilgiler verdi. İyi bir insan olduğu belliydi. Biz de onun yerinde Türk tır şoförü ile birlikte güzel bir haşlama çorba içtik. Harikaydı. Rusya gerçekten çok güzel ve büyük bir yer. Büyük olduğu kadar heryer yemyeşil ve ormanlarla dolu. O gece karşıdaki motelin büyük bir tır parkı vardı. Orada en köşeye çektik, oh bir güzel uyumuşuz.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

27.07.2011

Sabah da tanıştığımız tırcı İsmail’le güzel bir yol kenarına çektik. Tırın kocaman bir gölgesi vardı. Tır mutfağını açtı ve yine zeytin, peynir, yumurta herşey vardı. O gün tırcı ile ayrıldık. Çünkü Ukrayna’dan girecekti. Bizi de çağırdı fakat biz, yol ve gümrükten geçmekten usanmıştık. Sonra Novorosiysk’den Samsun’a geçeceğimizi söyledik ve yolumuza devam ettik. Önümüzde Krasnador vardı, Novereski Limanı’nın oralardaydı. Bir gece daha yolda kaldık.

28.07.2011

Sabah yola çıktık ve akşamüstü liman şehre ulaştık. Limanı bulmak biraz kolay biraz da zordu. Sağa sola bakarken bir Türk restorantı gördük. Burayı Türk biri açmış ve sonra Mısırlı birine devretmiş. Ama aşçı Mardinli bir Türkmüş. İsmail adında biriymiş ve tatil günlerinde oraya yardımcı oluyormuş. Sonra o çocuk bize kamp yeri, liman nerede var herşeyi izah etti, çay ve tatlı yedikten sonra limana gittik. Limandaki gördüğümüz gemiler Ulusoy’un yük ve tır gemileriymiş. Ama bizi de alacaklarını söylediler. Biz de akşam kamp yeri bulduk. Orman içindeydi. Bir sürü Ruslar’ın da olduğu bir kamptı.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

29.07.2011

Sabah kahvaltıdan sonra şehri gezdik. Acayip bir sahil şehriydi. Pahalı oteller, deniz kenarları, insan seli, plaj malzemeleri satan klubeler, barlar ne istersen vardı. Sonra biraz alışveriş yaptık ve kampa döndük. O geceyi de orda geçirdik.

30.07.2011

Hava çok sıcaktı. İki de bir üzerimize su döküyorduk. Ya da duşa girip suyun altında mayoyla duruyorduk. Limandan birine telefon edip Pazartesi geminin ne zaman kalkacağını öğrenecektik. Hem dinleniyorduk hem de bekliyorduk. Rusya genel olarak pahalı bir yerdi.

31.07.2011

Hava yine çok sıcaktı. Akşamları 18.00 gibi denize iniyorduk. Ormanın içi diğer yerlere nazaran biraz daha serindi. Deniz, bizim bulunduğumuz yolun karşısındaydı. Beş yıldızlı otellerin geceliği 250 euro’ydu. Biz akşamları küçük sahile gidiyorduk. Bir de sol tarafta halka açık bir yer var ama lüks otellerin sahiliyle birleşik. Orası da Karadeniz’in Rusya’ya bakan tarafıydı. Çok dalgalıydı tabi ki fakat gece dalgaların sesini dinlemek çok hoş oluyordu. O tarafa gitmemiz için ormanda arabayı yalnız bırakmamız gerekiyordu, bu da bizim pek işimize gelmiyordu. Kaldığımız kamp kontrollü bir kamptı. Geceleri bekçiler vardı. Ayrıca sıcaktan dolayı pek de bulunduğumuz yerden ayrılmak istemiyorduk. Ağaçların altında dinleniyorduk. Bazen öğleden sonra uyuyorduk.

01.08.2011

Sabah saat 10 gibi Ulusoy gemisinin sorumlusu olan beye telefon ettik. Bize geminin Soçi’ye gittiğini mal götürdğünü söyledi. Adam başı 250 dolarmış karşıya geçmesi, sürücü ve arabayla ise 550 dolarmış. Venedik’deki bindiğimiz gemi gibi güzel bir gemi değildi hem de ondan daha pahalıydı. Neyse kısmet, bir karşıya geçelim de bakalım. Aslında bir alternatif daha vardı. O da Gürcistan’ a gitmek. Çünkü oraya vize yok. Tabi yol uzuyor, zaman alıyor ve biz de yorulduk. Artık yol gitmek istemiyor, bir an evvel Türkiye’ye dönmek istiyoruz. Ramazan ayı da geldi, oruç tutmak lazım. Bugün ki yemek salçalı patlıcan kızartması, yanında en ufak boy makarna. Öğleden sonra da çay ve kek. Akşama ne yeriz meçhul.

02.08.2011

Sabah kaşarlı ve salamlı güzel bir tost yedik. Gayet güzeldi. Öğlene doğru gemi için telefon ettik. Fakat hala net cevap alamamıştık. Bize sabah gelin arabayı gümrüğe sokacağız dediler ama bizim ne zaman bineceğimiz meçhuldu. Üç güne kadar uzayabilirmiş. Biz nerde kalacaktık? Limanda otel yoktu. Ne yapacaktık belli değildi. Heryere taksi ile de gidemezdik. Restorantlarda da hep domuz eti vardı. Tavuk eti Azeri lokantalarında vardı, onları da bilmek gerekiyordu. Kampta da yayılıp sonra arabayla git tekrar gel o da olmuyordu. O gün öğlen güzel bir omlet yedik, akşama da kırmızı mercimek çorbası yedik. Bakalım yarın sabah gemi işi ne olacak.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

03.08.2011

Kahvaltı yaptıktan sonra limana gittik. Hiçte kolay olmadı. Adam demez mi gemi kalkmıyor, siz öğlen 13.00'de gelin işlerinizi yapayım. Biz bir alışveriş mağazasında vakit geçirdik. Zaten alacak pek birşey de yoktu. Sonra tekrar gittik ve bizim arabanın triptiğini yaptı fakat arabanın yanına gitmemiz için bir de kağıt çıkardı. Biz o gece limanda zor şartlar altında kaldık. Sonra orda kalan tırcılarla sohbet edip çay içtik. Gece haber geldi. Saat 22.00 gibi gemi yine Rusya içinden başka bir sahile Soçi diye bir yere Rus tırı taşıyacakmış. Zaten bir haftadır kampta bekliyoruz. Gemiyi Türkiye’ye sefer yapacak diye haber vermişlerdi sonra yine haber değişti ve Rus tırlarını yüklediler.

04.08.2011

Bizemiz daha var ama şu anda gümrüğün içindeyiz. Çıkmamız için tekrar işlem yaptırmamız lazım. Bize iki gün daha sabretmemizi söylediler. Şuan bir gece daha kalmış durumdayız. Gemiden bilgi alıp tekrar kampa gittik ama bir netice yok. Yolları çabuk ve güzel geldik. Rusya’nın taa bir uıcundan bir ucuna. Şimdi burda pinekliyoruz. Gemiler Ulusoy’unmuş. Burada Ruslan bey diye biri de Putin’in tercümanıymış. Bir de Ulusoy’un sorumlu müdürüymüş. Buraya mafya hakim, istedikleri gibi at oynatıyorlar. Ne yapacağımızı bilmez haldeyiz. Çıkıp karayolu ile Ukrayna’ya ordan gemi yine Zonguldak’a geçiyormuş. Şu anda çaresiz bir vaziyetteyiz. Bugün yine konuşup ne yapacağımıza karar vereceğiz. Evet sonunda iyi bir haber geldi. Ulusoy 2’nin Samsun’ a gideceği haberi. Hemen durum değerlendirmesi yaptık. Bu kadar bekletikten sonra biryere çıkmak da istemiyorduk. Artık bu gece de buradaydık. Gece de arabaların yükleneceğini söylediler. Biz de çok ümitlendik ve haber doğrulandı. Yine de bunların haberi son dakikada bile değişiyordu. Sonra Bulgar gemisi boşaldı ve Ulusoy 2 gemisi yanaştı. Tırları yavaş yavaş almaya başladılar. Bu arada kontrol de ediyorlardı. 93 tane tır alıp bizi de en sona koyacaklardı. Öğlen olmuştu. Yemek yedik. 1-2 saat sonra da bize geminin kapısına arabamızı bırakmamızı sonra gemiden birinin içeri alacağını, rahat etmemizi söylediler. Saat 18:30'a geliyordu. 19.00'da yemek vardı. Biz de onların dediğini yaptık. Arabamızı aradılar. Biri Tatar diğeri Rus iki çocuktu. Sonra biz gemiye geçtik. Yemeğimizi yedik. Gemi gece 02.00-03.00'e kadar yüklemeye devam etti. Biz sevinçliydik. Türkiye’ye ayak basacaktık. Sonra yattık.

05.08.2011

Sabah kahvaltı yaptık. Zaten öğlene doğru Rus klavuz kaptan geldi. Gemi 11.30–12.00 gibi yavaş yavaş kalkmaya başladı. Gemide bize önce şoförlerin yanında kamara verdiler. Benim hiç hoşuma gitmemişti. Duşu yoktu, tuvaleti yoktu. Hem 800 dolar ver hem de dandik bir kamara versinler. Halbuki yukarda armatör kamarası varmış. Neyse daha sonra Ruhsan Bey bizi yukarıya daha güzel bir odaya alabileceklerini söyledi. Ben sevinmiştim hakikaten. Sonra armatör kamarasını bize verdiler. Tv, duş, tuvalet, oturma odası, buzdolabı, meyve suları yani o biçimdi. Koltuklar, yerler halı kaplıydı vesaire. Neyse biz hemen odaya geçtik.

06.08.2011

Hala yoldaydık. O gece gemide ikinci gecemizdi. Pazar günü Türkiye’de olacaktık. Yine öğle ve akşam yemeklerini gemide yedik. Fena değildi yemekler. O gece beni biraz gemi tutar gibi oldu. 21.00'de kamaraya geldik ve yatmaya hazırlandık. En iyisi yatmaktı.